Ekolojik Anayasa için madde önerileri

Ekolojik Anayasa Girişimi olarak aşağıdaki Anayasa maddelerini 2 Ocak 2012’de TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduk. Komisyonla Girişim adına Mahmut Boynudelik, Oya Ayman ve Mehmet Horuş görüştü.

 

EKOLOJİK ANAYASA İÇİN MADDE ÖNERİLERİ

BAŞLANGIÇ

Bu Anayasa, dünyayı gelecek kuşaklardan emanet aldığı bilinciyle doğayla uyum içinde yaşamaya söz veren Türkiye vatandaşları tarafından yazılmıştır.

CUMHURİYET’İN NİTELİKLERİ

Türkiye Cumhuriyeti, Doğa ’nın ve onun bir parçası olan insanın haklarına dayanan, demokratik, laik, ekolojik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Gerekçe

Cumhuriyet’in nitelikleri arasında hukuksal olmayan terimlere yer verilmemelidir. Çünkü hukuksal olmayan terimler muğlâktır ve farklı anlamlarda algılanmaya müsaittir. Bu da, hukuk sisteminin en tepesindeki Anayasa’dan kaynaklanan bir hukuksal belirsizlik yaratılmasına neden olur.

Cumhuriyet’in nitelikleri arasına Doğa’nın haklarına dayanma niteliğinin eklenmesi, insanın doğadan ayrı düşünülemez bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır. İnsan merkezli bakış açısının küresel iklimi ve ekosistemi ne kadar olumsuz şekilde etkilediği ve bu etkiden en fazla zarar gören canlıların başında yine insanın olduğu bir gerçeklik olarak karşımızdadır. İnsan, doğanın efendisi değil, yalnızca onun bir parçasıdır. Doğa’da kendiliğinden bulunan dengenin insan eliyle bozulması, hem insanları, hem de diğer canlı ve cansız varlıkları tehdit etmektedir. Yalnızca insanın refahı ve mutluluğu için gerçekleştirilen aşırı üretim ve tüketim, hammaddelerin sorumsuzca çıkartılması ve endüstriyel amaçlarla işlenmesi, buna bağlı olarak artan enerji ihtiyacının karşılanması adına fosil yakıtlara başvurulması ve diğer sorumsuz davranışlarımızla Dünya üzerindeki yaşamın sonunu getiriyoruz. Bu gidişatı durdurmak için ülkemizin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi ve her alanda Doğa ’nın haklarına saygı gösterilmesi için gereken temel düzenlemeyi Anayasa’sında barındırması gerekmektedir. Türkiye’nin yaşama verdiği önem, çevresindeki ülkeleri de etkileme kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin Doğa ’nın haklarını tanıması ve anayasal statüye kavuşturması, bu konuda, Latin Amerika ülkelerinin ardından, Ortadoğu, Asya ve hatta Avrupa Birliği için önderlik yapması anlamına da gelecektir.

DOĞA’NIN HAKLARI

Su, hava, genler, tohum ve doğanın diğer unsurları doğal varlıktır, kaynak olarak nitelendirilemez. Bu varlıklar Doğa’nın bir parçası ve onlara bağlı yaşayan tüm canlıların ortak kullanımında olmalıdır. Doğal varlıklar mülkiyete tabi olmamalı, kendileri veya genetik bilgileri hiç bir şekilde patentlenememeli ve kamusal kullanımları ekolojik dengeler öncelikli tutularak güvence altına alınmalıdır.

Gerekçe

Su, hava, genler, tohum ve diğer doğal varlıkların insanların kullanımına tahsisi edilmiş kaynak olarak değil birer varlık olarak görülmesi Doğa’nın bir hak öznesi olarak tanımlanmasında önemli bir kavramsal açılım olacaktır. Bunların doğal varlıklar olarak kabul edilmesi ve tüm canlıların ortak kullanımında bulunması doğanın kendini sürdürebilmesinin ve gelecek kuşakların bunlara erişminin mümkün kılınmasının ön koşuludur. Geleneklerin, dilsel ve kültürel çeşitliliğin, biyolojik çeşitliliğin algısı ve yaşatılmasındaki rolü dikkate alınarak, geleneklerin  farklı dillerin ve kültürlerin korunması ve kendini gerçekleştirme ve geliştirme hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır.

 

Devlet, tüm faaliyetlerde doğal varlıkların kendilerini yenileyebileceği şekilde kullanılmasını sağlamak için ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde gerekli önlemleri alır. Kamu yararı emanetçilik anlayışıyla tüm canlıların haklarının korunması ve ekolojik dengenin devam etmesi sağlanacak şekilde yorumlanır.

Gerekçe

Endüstriyel üretim tarzı doğayı bir hammadde deposu olarak görmekte ve ekonomik amaçlarla doğal varlıkların tüketilmesine neden olmaktadır. Ancak bu tarz bir üretim, yaşamın sürdürülebilmesine engeldir. Sürdürülebilir kalkınma gerekçesi ise nihai olarak kalkınma lehinde bir tercih kullanımıyla sonuçlandığı için doğanın varlığı açısından kabul edilemez. Üretim yaparken doğanın kendini yenileyebilmesine imkân tanımak zorunludur. Aksi takdirde bundan zarar görecek olan yine insanlardır. Üstelik bu zarar sadece yeryüzünde ve ülkemizde bugün yaşayan insanları değil gelecek kuşakları da tehdit etmektedir, bu yüzden bizlerin dünyada gelecek kuşaklar adına emanetçi olduğumuz anlayışı herkese ilave bir sorumluluk yüklemektedir. Bu nedenle her türlü girişimin oluşturabileceği zararları önlemek ve en aza indirmek ve insanların ve Doğa’nın olası zararlardan korunması için devletin ihtiyatlılık ilkesini gözetmesi anayasal bir zorunluluk haline getirilmelidir.

Doğaya ve çevreye zarar verme olasılığı olan tüm plan ve uygulamalarda, zarar görmesi muhtemel bölgede yaşayan halkın her aşamada, plan ve uygulamalarla ilgili her türlü bilgiye ulaşma, kararlara katılma ve insan veya doğanın haklarından biri veya bir kaçı ihlal edildiğinde yargı yollarına başvurma hakkı vardır.

Gerekçe

Sanayi veya enerji üretimi gibi projeler doğaya giderilemez hasarlar verebilmektedir. Bu hasarlardan en fazla o bölgedeki halk etkilenmektedir. Söz konusu etki yaşam kalitesinin düşmesi, hastalıklar ve hatta ölümler şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bir devletin öncelikli görevi vatandaşın sağlığını ve yaşam hakkını korumaktır. Bu nedenle, Türkiye’nin de imzalaması beklenen Aarhus Konvansiyonu’nda da belirtildiği üzere, doğaya ve çevreye zarar verecek her projede bölge halkının onayı alınmalı ve proje öncesinde, sırasında ve sonrasında projeyle ilgili her türlü bilgi halkla paylaşılmalıdır. Bölge halkının kararlara katılması için gerekli yöntemler düzenlenmeli ve gerekli olduğu hallerde halkın yargı yollarına başvurma imkanı kısıtlanmamalıdır.

Her canlının temiz ve ücretsiz suya ve sağlıklı gıdaya erişim hakkı vardır. Devlet, herkesin temiz suya ve sağlıklı gıdaya erişmesini sağlamak için gerekli önlemleri alır.

Gerekçe

Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle her geçen gün önemi artan su, yaşam hakkından bağımsız değildir. Temiz ve sağlıklı su olmadan sağlıklı bir yaşam düşünülemez. Bu nedenle, devlet herkesin temiz ve sağlıklı suya ücretsiz şekilde ulaşmasını sağlamalıdır. Doğadaki diğer canlıların yararlandığı su kaynaklarının kirlenmemesi ve yok edilmemesi için de gerekli önlemleri almalıdır. Aynı şekilde temiz, bozulmamış ve sağlıklı gıdaya ulaşmak da insan yaşamının ve doğanın sürdürülebilmesi için hayati önemdedir ve devlet bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapar.

Devlet hem yabani hem de evcil hayvan haklarını güvence altına alır. Hayvanlara hiçbir şekilde eziyet edilemez, hayvanlara yönelik eziyet ve fena muamele ceza kanunu kapsamında değerlendirilir.

Gerekçe

İnsanlar hayvanlardan tarih boyunca yararlanmıştır. İnsanlığın günümüzdeki noktaya gelmesinde hem yabani hem de evcil hayvanların büyük bir payı vardır. Ancak günümüzde artık hayvanların da hakları olduğu ve insanların tahakkümüne ve eziyetine maruz kalmamaları gerektiği kabul edilmektedir. Bu nedenle ülke toprakları üzerinde yaşayan hayvanların da bizler gibi hakları olduğu ve bunların başında yaşam hakkı ve eziyet görmeme hakkı olduğu Anayasa’da kabu edilmelidir. Türlerin devamlılığı ve yavru canlıların anneleri ile serbest ve doğal bir gelişim sağlama hakkı gözetilmelidir.

Sağlıklı bir çevrede ve Doğa’da yaşamak bütün canlıların hakkıdır. Devlet ve vatandaşlar gelecek kuşaklar adına doğal varlıkların emanetçisidir. Doğayı korumak Devletin ve vatandaşların görevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar. Tasarruf, verim ve hizmet kalitesini artırmak için sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.

Gerekçe

İnsan Doğa’nın bir parçası olarak Doğa’ya zarar vermeden yaşamalı ve Doğa’yı korumalıdır. Verilecek her türlü zarar insana ve diğer canlılara etki eder ve yaşamın sürdürülebilirliğini tehdit eder. Yeni ifade sağlıklı çevre ve doğada yaşamayı bir hak olarak tanımlamakta ve bu hakkı insan dâhil bütün canlılara vermektedir. Emanet kavramıyla gelecek kuşakların hakları da garanti altına alınmaktadır. Bu sorumluluğun gerektirdiği görevi Devlet ve vatandaşlar birlikte taşır ve birbirlerini denetlerler.

Ekolojik Anayasa Konferansı Sonuç Bildirgesi: Yeni Anayasada Ekolojik Hak Anlayışı

Doğayı Bir Hak Öznesi Olarak Tanımlamak!

Türkiye halkı ilk kez kendi anayasasını yapmaya hazırlanıyor.

Tüm farklılıklarıyla toplumsal kesimler, topluluklar, bireyler Anayasa Platformlarında bir araya geliyor, bu ülkede nasıl yaşamak istediklerini enine boyuna tartışıyorlar. Yeni Anayasanın sivil, demokratik, özgürlükçü, sosyal bir anayasa olması ve barışçı bir dille yazılması konusunda şimdiden geniş bir mutabakat var.

Ve Türkiye ilk kez, Ekolojik Anayasa ihtiyacını tartışıyor.

Ekolojik Anayasa Girişimi, Yeryüzü’nün / Doğa’nın haklarını tanımlayan, tanıyan ve güvence altına alan bir anayasa için çalışma başlattı.

Girişim düzenlediği oturumlarda, ağır bir ekolojik krizin etkisi altında bulunan dünyamızda, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve Doğa’nın önlenemeyen tahribine karşı hangi anayasal önlemler alınabilir; Doğa’yla uyumlu bir var oluş nasıl sağlanabilir;  sadece bugün yaşamakta olanların değil, gelecek kuşakların da yeryüzünün bütünlüğü ve sürekliliği içinde var olma hakkı nasıl korunabilir, sorularına yanıtlar aradı.

Mutabakat sağlanan görüşler:

  • Yeni Anayasa insan merkezli (antroposentrik) değil, ekoloji merkezli, bütünleşik bir hak anlayışını tercih eden,  Ekolojik bir Anayasa olmalı.
  • Türleri açısından ve içinde var oldukları sistemlerdeki rolleri bakımından özgün olan tüm canlı-cansız varlıkların da hakları olduğu yeni Anayasada belirtilmelidir.
  • İnsan dâhil, tabiatın parçası olan her varlığın hakları, canlı / cansız öteki varlıkların (ekosistemler, eko-bölgeler, biyo-bölgeler) haklarıyla sınırlıdır; bu varlıkların hakları arasındaki çelişkiler Doğa’nın bütünlüğü, dengesi ve sağlığı temelinde çözülmelidir.
  • Doğanın, yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma; bütünlüğünü, ilişkide olduğu diğer varlıklarla birlikte sürdürme hakkı vardır.
  • Hayvan hakları anayasal güvence altına alınmalı, hayvanlara yönelik suçlar ceza yasası kapsamında değerlendirilmeli, türlerin devamlılığı ve yavru canlıların anneleri ile serbest ve doğal bir gelişim sağlama hakkı gözetilmelidir. Devlet, insan ve tüm canlıların doğayla iç içe özgürce var olma, tecrübe etme, düşünme ve hissetme hakkını korumalı ve gözetmelidir.
  • Vatandaşlık, doğaya zarar vermemek ve gelecek kuşaklar adına onun emanetçisi olmak anlayışına uygun olarak, ekolojik sorumluluk çerçevesinde tanımlanmalıdır.
  • Doğayla etkileşim içinde olan her türlü faaliyet hem bugünkü hem de gelecek kuşaklar düşünülerek ve yaşamın devamlılığı anlayışıyla yürütülmelidir.
  • Yeryüzü / Doğa;  insan faaliyetleri nedeniyle, her türlü kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan zarar görmekten; yaşamsal bütünlüğünü, sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısında bozulmalardan korunma hakkına sahiptir.
  • Anayasada insan, çıkarları ve geleceği Doğa’dan ayrı ve bağımsız bir varlıkmış gibi tanımlanmamalı; anayasa insanı içinde var olduğu bütünün, tabiatın bir parçası olarak görmeli. İnsana saygı, çevreyi metalaştırma hakkını vermez.
  • Savaşlar, canlı cansız doğanın, insanın, sosyal hayatın düşmanıdır; doğal ve sosyal tüm sistemlere telafisi mümkün olmayan zararlar veren, insan eliyle yaratılmış felaketler olarak görülmeli ve önlenmelidir. Yaşamın korunması adına savaşlara karşı çıkmak tüm bireylerin, toplulukların hakkıdır.
  • İnsanlar dahil tüm Doğa, savaş ve barış hâllerinde kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlarının varlığından, tehdidinden ve tahribatından korunma hakkına sahiptir. Savaş veya güvenlik gerekçesiyle ekolojik dengeyi bozacak faaliyetler ve canlı veya ekosistem katliamı kabul edilmez.
  • Su, tohum ve diğer doğal varlıkların kaynak olarak değil, Doğa’nın bir parçası ve onlara bağlı yaşayan tüm canlılara ait olarak görülmesi, Doğa’nın bir hak öznesi olarak tanımlanmasında önemli bir kavramsal açılım olacaktır. Bunlar mülkiyete tabi olmamalı, kendileri veya genetik bilgileri hiç bir şekilde patentlenememeli ve kamusal kullanımları ekolojik dengeler öncelikli tutularak güvence altına alınmalıdır.
  • Özel mülkiyet, hakların korunması gözetilerek, kamu yararı yanı sıra çevrenin korunması amacıyla da kısıtlanabilir.
  • Doğal felâketlerin oluşmasına karşı önlemler ve bunlara karşın adaptasyon tedbirleri almak da devletin görevleri arasında sayılmalıdır.
  • Bütünleşik ekoloji anlayışı gereği, Doğa emanetçiliği ulusal sınırlarla belirlenemez ve yeryüzünün tamamına karşı yükümlülükleri kapsar. Doğa’nın hakları çerçevesinde, çevre sorunlarının ve bozulmasının ulusal sınırlarla sınırlandırılamayacağı, küresel bir anlayışın zorunlu olduğu kabul edilmelidir.
  • Dilsel ve kültürel çeşitliliğin biyolojik çeşitliliğin algısı ve yaşatılmasındaki rolü dikkate alınarak farklı dillerin ve kültürlerin korunması ve kendini gerçekleştirme ve geliştirme hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır.
  • Anayasada kültürel, tarihi, arkeolojik ve estetik değerler ile doğal peyzajın korunması hüküm altına alınmalıdır.
  • Anayasada, devletin, özel sektörün, her türlü sosyal kurumun, sivil toplum örgütlerinin, bilim insanlarının, bireylerin Doğa’nın haklarının korunmasıyla ilgili hak ve sorumlulukları net ve açık bir şekilde tanımlanmalıdır.

Ekolojik Anayasada Kamu Yönetimi ilkeleri:

  • Yeni Anayasa bireylerin ve sivil toplumun çevre konularında bilgi ve belge edinme, karar mekanizmalarına katılma ve yargıya erişim haklarını garanti altına almalıdır.
  • Yeni Anayasada kamu yönetimi Doğa’yı, biyo-çeşitliliği, insan dışı varlıklarda yerel düzeydeki genetik farklılıkları, insanlarda kültürel çeşitliliği, ırkçı yaklaşımlara mahal vermeyecek şekilde, korumak ve geliştirmekle yükümlü kılınmalıdır.
  • Yeni Anayasada kamu yönetimi, çevrenin ve doğal varlıkların kullanımında, yönetiminde ve muhafazasında doğal dengenin gözetilmesinden yükümlü olmalıdır.
  • Yeni Anayasada kamu yararı, üstün kamu yararı ilkeleri ekoloji merkezli bir bakış açısıyla yeniden tanımlanmalıdır.
  • Doğa’nın kalıcı zararlı etkilere maruz kaldığı durumlarda, kamu yönetimi, yenilenmeyi sağlamak için en etkili mekanizmaları oluşturmak ve zararlı çevresel sonuçları ortadan kaldırmak veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olmalıdır.
  • Ekosisteme kalıcı olarak zarar vermiş olan uygulamaların oluşturduğu doğal ve sosyal tahribatın belgelenmesi ve tazmini için tedbirler bir kamu sorumluluğudur.
  • İklim değişikliği, çevre kirliliği ve Doğa’nın korunması ile ilgili tüm uluslararası anlaşmalara taraf olunmalı; konulan çekinceler kaldırılmalı ve anlaşma hükümleri iç hukuka aktarılmalıdır. Bunlara uygulama ve işlerlik kazandırılabilmesi amacıyla gerekli tüm altyapının oluşturulması için çözümler üretmek öncelikli politika haline getirilmelidir.
  • Ulusal hukuk ekolojik açıdan uluslararası hukuki tüm düzenlemelerle uyumlaştırılmalı; yasal ve düzenleyici diğer önlemler bu anlayışla tekrar gözden geçirilmeli ve bu kapsamda açık, tutarlı bir çerçeve oluşturulmalıdır.
  • Sürdürülebilir Kalkınma ilkesinin doğa-korumacıları değil doğayı tahrip eden şirket ve yönetimlerin elinde her kapıyı açan sihirli bir anahtar hâline geldiği ve uygulamada her zaman “kalkınma” lehine kullanıldığı, bu kavramın hukuksal değil, ideolojik bir kavram olduğu dikkate alınmalıdır. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma kavramının yeni Anayasada yer almasının önüne geçilmesi gerekir.
  • Çevrenin ve doğal dengelerin korunması için kabul edilmiş olan uluslararası hukuki düzenlemeler temel insan haklarının güvence altına alınması bakımından önemlidir. Bu uluslararası anlaşmalardan doğan hakları kullanabilmek için bireylerin bilgiye erişim hakkına sahip olmaları, çevre konularında karar verme süreçlerine katılım prosedürleri hakkında bilgilendirilmeleri gereklidir. Yeni Anayasa bireylerin ve sivil toplumun  “yaşam alanlarıyla ilgili her konuda” bilgi ve belge edinme, karar mekanizmalarına katılma ve yargıya erişim haklarını garanti altına almalıdır.
  • Bu hakların ve bilgilerin kullanılabilmesi yoluyla vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün çevreyi korumada ve yaşamın sürdürülebilirliği temelinde oynayabilecekleri rollerin önemi dikkate alınarak Kamu yönetiminde her düzeyde şeffaflık ve hesap verebilirlik Anayasal güvence altına alınmalıdır.
  • Yaşam alanlarıyla ilgili olarak halkın, yerel karar alma mekanizmalarına katılımının güçlendirilmesi için Yeni Anayasa ademi merkeziyetçi bir yönetim anlayışını düzenlemelidir ve yurttaşların karar alma mekanizmalarına doğrudan ve etkin katılımını sağlayacak yöntemler / kurumlar geliştirilmelidir.
  • Yerel yönetimler katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir olmalı, gerekli durumlarda seçilmişlerin geri çağrılmasını sağlayacak mekanizmalar, yerel arabuluculuk gibi çözümler oluşturulmalıdır.
  • Tabiatın dengesi anlayışının, çevre ve bilincinin gelişmesi için eğitim ve öğrenim kamu yönetimi tarafından yaygın olarak desteklenmeli, bu alanda çalışan çevre korumacı ve ekolojist girişim ve örgütler teşvik edilmelidir.
  • Doğal, kültürel ve tarihi değerler ile doğrudan ilgili veya dolaylı olarak bu değerlerin bekasını etkileyecek olan kamusal kararları denetleyecek bir özerk kamu denetçisi mekanizması yeni anayasada yer almalıdır.
  • Toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla ekolojik olarak sürdürülebilir, sosyal olarak adil bir ekonomik sistem geliştirilmeli; ekonomik öncelikler ve faaliyetlerin doğal sistemlerin kendini var etme ve yenileme yetisine zarar vermeden, Doğa’yla uyum içinde ve yerel düzeyin olabildiğince teşvik edildiği bir var oluş sağlamak üzere değiştirilmesi hedeflenmelidir. Bu bağlamda toplumun ve bireylerin sağlık ve refahının sürdürülebilir kalkınma dahil maddi varlığı çoğaltmak ve kalkınmanın herhangi bir türüyle değil, toplumsal adalet ve doğayla uyumlu sürdürülebilir bir yaşam geleneğinden geçtiği her türlü hukuki içtihatta temel bir kabul olarak benimsenmelidir.
  • Yapılan tüm ekonomik faaliyetler Doğa’nın kendini yenileme kapasitesini zorlamayacak biçimde yapılmalıdır. Her türlü ekonomik girişimin oluşturabileceği zararları önlemeye ve en aza indirmeyi amaçlayan ve insanların ve Doğa’nın olası zararlardan korunması için kullanılan ihtiyatlılık ilkesine anayasal bir içerik kazandırılmalıdır. Bu bağlamda, kişi ve girişimlere ekolojiye sadece menfi etki hâli değil ayni zamanda bunun ihtimali olan faaliyetlere karşı yürütmeyi durdurmak için başvurma hakkı verilmelidir.

Ekolojik Anayasa Girişimi çağrıcıları ve Ekolojik Anayasa Konferansı Katılımcıları bu ilkeler doğrultusunda tartışmaların tüm illerde mümkün olan en geniş katılım ile sürdürülmesi, katkılarla zenginleştirilmesi ve yeni anayasanın yazımında ekolojik ilkelerin sürece dahil edilmesi konusundaki kararlılıklarını ilan ederler.

Ekolojik Anayasa Konferansı

15 Mayıs 2011, İstanbul

Ekolojik Anayasa Konferansı 15 Mayıs Pazar günü yapılıyor

Ekolojik Anayasa Girişimi’nin öncülüğünü yaptığı “Ekolojik Anayasa Konferansı” 15 Mayıs Pazar günü İstanbul’da yapılıyor. Galatasaray’da bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleşecek olan konferansa katılacak konuşmacılar Yüksel Selek, Ömer Madra, Neşet Kutluğ, Burcu Akyüz, Ayşe Bilge Dicleli, Ayşen Candaş, Ayhan Bilgen, Ömer Şan, Arif Ali Çangı, Yücel Sayman, Levent Korkut, Mehmet Horuş, Serkan Köybaşı ve Yakup Okumuşoğlu.

Katılıma açık olan konferans 13:00-18:00 saatleri arasında olacak. Program şöyle:

EKOLOJİK ANAYASA KONFERANSI PROGRAMI
15 MAYIS 2011, Cezayir Toplantı Salonu, İstanbul

13:00-13:15   Açılış: Yüksel SELEK
13:15-15:30   Birinci Oturum: ANAYASALAR, HAKLAR
Ömer MADRA        Neşet KUTLUĞ
Burcu AKYÜZ        Ayşe Bilge DİCLELİ

15:30-16:00   Ara

16:00-18:00   İkinci Oturum: EKOLOJİ HAREKETLERİ,  ANAYASA HAREKETLERİ

Ayşen CANDAŞ    Ayhan BİLGEN
Ömer ŞAN        Arif Ali CANGI
Yücel SAYMAN    Levent KORKUT
Mehmet HORUŞ    Serkan KÖYBAŞI
Yakup OKUMUŞOĞLU

Düzenleyenler: Yeşil Düşünce Derneği,  Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği

YER:              Cezayir Toplantı Salonu
Hayriye Cad. No:12 Galatasaray/Beyoğlu
TARİH:        15 Mayıs 2011 Pazar
Saat:              13:00-18:00
İletişim:       http://www.ekolojikanayasa.org
ekolojikanayasa@gmail.com
(0212) 244 77 80

Ekolojik Anayasa Girişimi Çağrı Metni

Ekolojik Anayasa Girişimi çağrıcıları olarak yeni hazırlanacak Anayasa’nın doğanın haklarına ve ekolojik ilkelere vurgu yapan sivil ve demokratik bir Anayasa olması için bir tartışma başlatıyoruz. Aşağıda girişimi oluşturmak amacıyla yaptığımız ön hazırlık amaçlı atölye çalışmasının sonuç bildirgesini ve çağrı metnini bulabilirsiniz.

İletişim: Mahmut Boynudelik, Yeşiller Partisi Sekretarya – İstiklal cad. Balo sok. 21/1 Beyoğlu-İstanbul. (212) 244 7780, (541) 693 8994 – ekolojikanayasa@gmail.com

EKOLOJİK ANAYASA GİRİŞİMİ

Ön Hazırlık Amaçlı Atölye Çalışmasının Sonuç Bildirgesi ve Çağrı Metni – 14 Mart 2011

Türkiye yeni bir Anayasa için canlı bir tartışma süreci yaşıyor. 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan mevcut 1982 Anayasası’ndan kurtulmak ve toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla yapılması gereken yeni, demokratik ve sivil bir Anayasaya katkıda bulunmak için siyasi partilerden sivil toplum örgütlerine, akademisyenlerden aktivistlere kadar çok sayıda kişi ve çevrenin katkı sunduğu çeşitli girişim ve platformlar tartışıyor, görüş oluşturuyor.

Yeni Anayasanın demokratik ve sivil olmanın yanı sıra özgürlükçü, sosyal ve ekolojik bir niteliğe de sahip olması gerekiyor. Yaşadığımız dünya ağır bir ekolojik krizin etkisi altında. İklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğanın tahribi sadece bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da yaşam hakkını tehdit ediyor. Yeni Anayasacılık anlayışı katılımcı bir yöntemi zorunlu kıldığı gibi, insan-doğa ilişkisini yeniden tanımlayan, doğanın haklarını tanıyan, ekolojik bir Anayasayı da mümkün kılıyor.

Ekolojik Anayasa Girişimi işte bu anlayış çerçevesinde Yeni Anayasanın doğayı bir hak öznesi olarak gören, ekolojik bir Anayasa olabilmesi için hangi ilkelerin gözetilmesi gerektiğini ortaya koymak amacıyla kuruluyor.

Bu amaçla Yeşiller Partisi tarafından yapılan bir çağrıyla İstanbul Yeşil Ev’de bir araya gelen isimler tarafından 19 Şubat 2011 tarihinde bir atölye çalışması yapıldı. Bu çalışmaya katılan akademisyen, politikacı, yazar, hukukçu ve aktivistler ekolojik bir Anayasa için gerekli temel ilkeleri ve önümüzdeki süreçte yapılacak olan çalışmanın ana hatlarını saptadılar.

Aşağıda belirtilen ilkeler ve yöntem çerçevesinde Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yapılacak hazırlık toplantılarının ve son olarak da 15 Mayıs 2011 tarihinde yapılacak olan Ekolojik Anayasa Konferansı’nın sonucunda Ekolojik Anayasa Girişimi’nin önerileri kamuoyuna sunulacaktır.

Hazırlanacak olan öneride;

1-      Anayasanın ruhunu yansıtması beklenen başlangıç bölümü için ekolojik bir toplumun genel değerlerini ve ilkelerini, doğanın bir hak öznesi olarak tarifini ve doğanın haklarının nasıl tanımlanması gerektiğini içeren bir ya da iki paragraflık bir giriş bölümü oluşturulacak,

2-      Anayasa için önerilecek ekolojiye ve doğanın haklarına ilişkin maddelerin genel gerekçesi ve madde gerekçeleri yazılacak,

3-      Anayasa’da yer alması önerilen konuyla ilgili maddelerin ana hatları veya taslağı kaleme alınacaktır.

Ayrıca sadece konuyla ilgili olanların değil, Anayasadaki tüm maddelerin, tüm yasaların ve mevzuatın ekolojik bir yaklaşımla ele alınması, eksiksiz demokrasi ve katılım için de %10 seçim barajının kaldırılması ve örgütlenme, siyaset yapma ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engel ve yasakların kaldırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Ekolojik Anayasa Girişimi tarafından yapılacak olan çalışmada aşağıdaki belgelerin temel kaynaklar olarak kullanılması öngörülmektedir: Toprak Ananın Hakları Evrensel Beyannamesi, Halkların İklim Değişikliği Bildirgesi, Afrika Halkları Haklar Bildirgesi, Latin Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokolü, Ekvator Anayasası, Karadağ Anayasası, Portekiz Anayasası, Fransa Yeşil Şartı, Yeryüzü Şartı, Stockholm Bildirgesi, Rio Deklarasyonu, Aarhus Konvansiyonu.

19 Şubat günü yapılan atölye çalışmasında iki sorunun yanıtı aranmıştır:

1-      Doğa yeni Anayasada bir hak öznesi olarak nasıl tanımlanabilir? Tüm canlıların hakları ve hayvan hakları nasıl formüle edilebilir?

2-      Doğa yaşam alanlarının tahribini, suyun, madenlerin, ormanların, tarım alanlarının özelleştirilmesini ve/veya amaç dışı kullanımını önleyecek ilkeler Anayasa’ya nasıl dahil edilebilir? Halkın ve yerel toplulukların, yaşam alanlarını korumak için, yerel, bölgesel ve diğer karar mekanizmalarına katılımı nasıl güvence altına alınabilir?

Atölye çalışmasının sonucunda aşağıdaki temel noktalar, tartışılmak üzere not edilmiştir:

–        Yeryüzünün bütünlüğü ve sürekliliği içerisinde insanların ve tüm canlıların yaşam hakkı esastır. Yaşam hakkı en üst düzeydeki haktır ve insanın da bir parçası olduğu Doğayı korumak yaşamı korumak demektir. Doğaya verilen zarar insana da verilmiş olur.

–        Doğa bir hak öznesi olarak tanımlanmalıdır. Yeryüzünün/Doğanın haklarından, devletin ve bireyin ise bu hakları güvence altına almak üzere görev ve sorumluluklarından söz edilmelidir. Bu noktada doğanın ve yeryüzünün tanımlanması da gerekir, çünkü bu kavramların doğru tanımlanmaması yanlış anlamalara ve kötüye kullanıma yol açabilir. Bu arada Anayasadaki orman tanımının değiştirilmesi ve ormanın bir ağaçlar topluluğu olarak değil, bir ekosistem olarak tanımlanması da son derece önemlidir.

–        Su, tohum ve diğer doğal varlıkların kaynak olarak değil, Doğanın bir parçası ve onlara bağlı yaşayan tüm canlılara ait olarak görülmesi bir hak öznesi olarak Doğanın tanımlanmasında önemli bir kavramsal açılım olacaktır.

–        İnsan, çıkarları ve geleceği doğadan ayrı ve bağımsız varlık olarak kabul edilemez. Bu nedenle insan merkezli (antroposentrik) değil yaşam ve ekoloji merkezli (biyo/ekosentrik) bütüncül bir hak anlayışı tercih edilmelidir.

–      İnsan, Doğanın/Yeryüzünün emanetçisi olarak görülmelidir. Doğal varlıkların insana emanet edilmiş olduğu, insanın gerektiği takdirde kendi haklarını savunmayacak olan doğanın ve diğer canlıların vekilliğini üstlenebileceği kabul edilmelidir. Emanetçilik kavramı aynı zamanda nesiller arası adalet ve sürdürülebilirlik kavramlarıyla da ilgilidir. Kaynakların, üretim tarzlarının, ürün çeşitliğinin ve biyolojik çeşitliğin gelecek kuşakların emaneti olarak korunması son derece önemlidir.

–        Ekolojik kriz, iklim değişikliği, kaynakların tüketilmesi ve doğanın tahribi nedeniyle geleceği tehlikeye giren yeryüzünün korunması için bugün yaşayan insanlar ve diğer canlılar kadar, gelecek kuşakların hakları da mutlaka güvence altına alınmalıdır.

–      Doğanın hakları çerçevesinde, çevre sorunlarının ve kirliliğin ulusal sınırlarla sınırlandırılamayacağı, küresel bir anlayışın zorunlu olduğu kabul edilmelidir.

–      Dilsel ve kültürel çeşitlilikle biyolojik çeşitlilik arasındaki bağın dikkate alınarak dillerin ve kültürlerin de doğa ile birlikte korunmasının güvence altına alınması sağlanmalıdır.

–        Vatandaşın ödevleri dahilinde doğayı korumak ve emanetçisi olmak anlamında Ekolojik vatandaşlık kavramına anayasal bir içerik kazandırılmalıdır.

–      Çevre konularında yerel karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi için sivil toplumun ve yerel halkın ilgili komisyonlarda yer almasının sağlanması, referandum gibi aktif katılım sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi ve ademi merkeziyetçilik vazgeçilmez ilkelerdir. Ayrıca şeffaflık ve hesap verebilirliğin anayasal güvence altına alınması sağlanmalıdır.

–      Kamu yararı ilkesinin ekolojik bakış açısıyla yeniden tanımlanması, Doğa ile ilgili kamusal kararları denetleyecek özerk kamu denetçisi mekanizmasının anayasada yer alması gerekmektedir.

–      Ekolojik olarak sürdürülebilir, sosyal olarak adil bir ekonomik sistemin geliştirilmesi anayasal olarak güvence altına alınmalıdır. Doğal sistemlerin kendini var etme ve yenileme yetisine zarar vermeyen, uyum içinde bir varoluş sağlamak için ekonomik önceliklerin değiştirilmesi, yapılan tüm insani faaliyetlerin biyolojik kapasite göz önüne alınarak yapılması sağlanmalıdır.

–        Doğayla insanın etkileşimine dair her türlü ekonomik girişim için kullanılan ihtiyatlılık ilkesine anayasal bir içerik kazandırılmalıdır.

–        Temiz suya erişimin bir insan hakkı olarak tanımlanması, gıda hakkına ve sağlıklı beslenme hakkına temel insan hakları arasında yer verilmesi son derece önemlidir.

–        Hayvanlara yönelik işlenen suçların kabahat kapsamından çıkarılarak hayvan hakları anlayışı çerçevesinde suç olarak tanımlanması ve hayvan haklarına anayasal bir içerik kazandırılması son derece önemlidir.

–        İklim değişikliği, küresel ısınma, çevre kirliliği ve doğanın korunması ile ilgili tüm uluslararası anlaşmaların imzalanması ve iç hukuka aktarılması sağlanmalıdır.

Atölye çalışmasında yukarıda sayılan öneriler çerçevesinde doğanın bir hak öznesi olarak tanımlanmasını içeren genel ilkeler ve gerekçelerin yanı sıra çeşitli maddelerin de formüle edilmesi gerektiği dile getirilmiştir.

Bu maddeler arasında doğa hakkının tanımlanacağı maddelerin yanı sıra devletin şekline ve cumhuriyetin niteliklerine dair 1. ve 2. maddelerin de geliştirilmesinin yer alabileceği, bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, sosyal ve laik olmanın yanı sıra ekolojik bir hukuk devleti olduğu ve insan haklarına olduğu kadar doğanın haklarına da saygılı (ya da dayalı) olduğu tespitine yer verilmesinin önerilebileceği belirtilmiştir.

Aşağıda isimleri yazılı olan atölye katılımcıları olarak, yukarıda belirlenen yöntem, ilke ve anlayış çerçevesinde ekolojik bir anayasa için gerekli ilkelerin geliştirilmesi amacıyla başlatılacak tartışma sürecini derinleştirme çağrısı yapıyoruz.

Bu amaçla öncelikli olarak bu sonuç bildirgesinin kamuoyunda tartışılması ve gerekli eleştiri ve öneriler yapılarak ekolojik bir anayasa için gerekli temel ilkelerin geliştirilmesi için çevre ve ekoloji hareketlerini, sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri, üniversiteleri, ilgili kurum ve kuruluşları, akademisyenleri, aydınları, politikacıları, yazar ve sanatçıları, aktivistleri, çevreci, ekolojist, doğa korumacı ve yeşil bireyleri ve konuyla ilgilenen tüm yurttaşları tartışma sürecine katkı sunmaya davet ediyoruz.

Görüş ve önerilerinizi aşağıda belirtilen iletişim adresleriyle Ekolojik Anayasa Girişimi sekretaryasına iletebilir, ya da bu amaçla açılan web sitemize doğrudan yorum olarak girebilirsiniz.

Ayrıca bütün ilgilenenleri Ekolojik Anayasa Girişimi tarafından önümüzdeki süreçte düzenlenecek hazırlık toplantılarına ve 15 Mayıs 2011 tarihinde yapılacak olan Ekolojik Anayasa Konferansına katılmaya çağırıyoruz. Gerekli duyuruları web sitemizden, e-posta iletişim listelerinden ve basından takip edebilirsiniz. Sürece katılmak için sekretaryaya başvurabilirsiniz.

Gelin ekolojik bir Anayasa için hep birlikte çalışalım!

ÇAĞRICILAR: Ali Alper Akyüz, Alidost Numan, Ali Kerem Saysel, Ali Osman Karababa, Arif Ali Çangı, Ayşe Bilge Dicleli, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Candaş, Barış Doğru, Barış Gencer Baykan, Bülent Müftüoğlu, Çiğdem Kılıçgün Uçar, Defne Koryürek, Deniz Ataç, Fatoş Çırnaz, Fikret Adaman, Gediz Akdeniz, İsmail Duygulu, Kemal Tuncaelli, Korhan Gümüş, Melda Onur, Mahmut Boynudelik, Mehmet Horuş, Meryem Koray, Muammer Sakaryalı, Neşet Kutluğ, Nilüfer Oral, Oya Ayman, Ömer Madra, Pelin Batu, Sebahat Tuncel, Semra Cerit Mazlum, Sevgi Mutlu, Serkan Köybaşı, Şenol Karakaş, Tolga Öztorun, Uygar Özesmi, Ümit Şahin, Yakup Okumuşoğlu, Yüksel Selek

SEKRETARYA: Yeşiller Partisi – İstiklal cad. Balo sok. 21/1 Beyoğlu-İstanbul, Telefon: 212-2447780

WEB SİTESİ: www.ekolojikanayasa.org

E-POSTA: ekolojikanayasa@gmail.com

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 26 takipçiye katılın